ÖNSÖZ
 
 
İşbu gezi ve gözlem niteliğindeki yüzey araştırmaları, Orta ve Doğu Karadeniz’in kesiştiği yüksek dağ kesiminin güney uç noktalarında yapılmıştır. Ordu/Mesudiye ilçe sınırlarının tamamı olmak üzere, kısmen de olsa Ordu/Gölköy, Sivas/Koyulhisar, Tokat/Reşadiye ilçeleri ile Ordu-Giresun ilinin güneyindeki Karagöl dağlarının eski Melet havaline bakan sınır boylamlarını da kapsamaktadır.    
                                                                                 
Havalin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri, gerçi her kesimce iyi bilinen bir olgudur. Çünkü bu konuda yazılmış-çizilmiş bir hayli sayıda belge ve kayıt vardır. Hal böyleyken, incelemelerimi eski Melet Havzasının karanlıkta kalan yüzünü aydınlattırmaya odaklandırdım. Böylece, araştırmalara Melet’in tarihöncesi çağlarından başladım. Dahası çalışmalarımı Melet’in Türk-İslam sentezi içinde yoğrulduğu, Türkiye Devleti Vatanı toprakları olmasının sağlandığı, Anadolu Selçukluları ve Beylikleri zamanının sonuna kadar devam ettirdim. 
                                                                                                                                                
İşbu araştırma sonuçlarımı yansıtan bu kitap; katalog, rehber veya ya da her neyse bilimsellik iddiasında olmayan sadece ve sadece; buluntular ışığından yansıyan sahici görüntülerden kaynaklanan amatörce yaptığım bir çalışmanın ürünüdür. Bu eser her ne kadar bilimsel temellere dayalı sistematik bir araştırma olmasa da bile, her kesimin kolayca kavramasına yönelik olarak hazırlanmıştır. Araştırma havzasıyla ilgili her ne kadar bir takım derlemeler var ise de, bölgeye atfedilmiş kanıtı ve dayanağı olmayan yakıştırmalardır. Bu eserin hazırlanmasında yok denebilecek kadar az sayıda kaynağa başvurdum. Çünkü, bu eserdeki araştırma bulgularının tamamı, havalin bağrından çıkmış olan arkeolojik değerlerden yansıyan sahici görüntülerden kaynaklanmaktadır.  Öyle inanıyorum ki, bu araştırma bulgu ve sonuçlarım onlarca asır sonrasına bile kaynak olabilecek niteliktedir. Gene bu eserin hazırlanmasında yörenin tanıtımının yanı sıra özellikle de turizmine rehber olsun diye görsel olmasına bizzat özen gösterdim. Tabi bu arada, hani bu kitabın tuzu, biberi noksan olmasın diye de havalin Erdemkırı, Alaca Ortaterek gibi heyecan verici ve mantık güçlendirici mekânların tanıtımına da bilhassa yer vermeye çalıştım.    
                                                                       
Ne büyük kayıp ki, insan fıtratının merak ede geldiği bazı konulara cevap verecek nitelikteki kaynaklar neredeyse yok denebilecek kadar azdır. Hele de dijital bir çağın yaşandığı bu zaman döngüsünde, acaba nasıl bir kitap olmalı ki severek veya özümseyerek okuyabilelim.  
                                                                               
Bu kitabın takdimine kadar Eski Melet Havzası tarihsel açıdan bomboş ve çok önemsiz bir alan olarak görülmekteydi. Ancak, araştırmalarım ilerledikçe gördüm ki, sonuçta bu tip asılsız öngörülerin tamamen astarsız olduğunu anladım. Öteden beri söylenegelenin tam aksine, havalin tarihsel-kültürel açıdan çok zengin kaynaklara sahip olduğu tamamen anlaşılır oldu. İşin açıkçası, Melet havali tarihöncesi çağlardan günümüze değin neredeyse Anadolu uygarlıklarının tamamını bağrında taşıyarak yaşatmış oldukça şanslı bir toprak parçasıdır.
 
Bu araştırma merakı güdülerim daha da eskiye dayanmakta ise de, ciddi veya çok donanımlı anlam da altmışlı yılların ortalarında başladı. Bu konuda çok sayıda bilimsel kaynak temin ederek işe başladım.  Böylece öteden beri süregelen doğa ve tarih tutkusu bir anda gezi ve gözlem araştırmalarına dönüştü. Bu uğurda tam kırk yıla yakın bir süre içinde binlerce kilometre yol kat ettim. Her şeye rağmen gidilmesi son derece güç olan nice, nece yolaklardan geçtim. Çünkü bir zamanlar günümüz köy yollarının birçokları yok idi.  Durum böyleyken, araç sayısı kısıtlı, gidilebilir yol sınırlı, maddi olanaklar ama çok mu çok bozuk idi…  
                                       
Amatör araştırmacılık zevkli ve bir o kadar da masraflı bir iştir. Kim bilir şu maddi sıkıntılar olmasaydı eğer, daha nice yolaklar geçip, nece kanıtlar elde edecektim. Gerçi ne ediği belli olmayan işlerle uğraşmak zordur. Amma gene de içten gelen istek ve arzulara gem vurabilmek hiçte kolay bir iş değildir. Ne var ki, bu tür araştırma güdülerini tetikleyen, benlikleri tırmalayan, imgeleri canlandıran enerjinin kaynağına henüz varılamadı. Çoğu zaman doğru bildiğim şeylerin yanlış, eğri bildiğim şeylerin ise doğru olduğuna şahit oldum. Hatta zaman zaman işin gerçeğine varmadan alaylı bir araştırıcı edasıyla ahkâm kestiğimiz anlarda oldu. Her şeye rağmen, gene de tarihin girdabında kaybolmuş Kara Melet’ in karanlıkta kalan o kara yüzüne, bir nebzede olsa mum ışığı tutabildiysem ne mutlu… 
                            
Batı dünyasında, her türlü araştırmaya gönül vermiş nice amatör araştırmacılar vardır.  Her nedense bu durum ülkemiz genelinde yok denebilecek derecede azdır. Araştırmacı gezginler zaten az gelirli ve oldukça gözü pek serüvencilerdir. Tabi bu arada maddi-manevi veya yasal bir destekleri de yoktur. Bütün kapılar kapalıda olsa, bütün gayretler her türlü yokluğa katlanmaktan geçer. Zaman tüneli içinde yok olan yaşamların geride sadece izleri kalmıştır. Bu dikenlerle kaplı tozlu yollarda kimi zaman izlerin nerede başladığı ve nerede bittiği belli değildir. Hele de doğada gezerken kayaçlara,  minerallere, fosillere ve tarihi kalıntılara alakasız kalabilmek neredeyse imkânsızdır. Tek yapmamız gereken, geleceği hemen şimdiden görerek tarihi ve kültürel değerlerimizi korumak olmalıdır. İşte o zamandır ki, her yer güllük gülistanlık olabilir. Ne yazık ki,  Anadolu’nun her yanında olduğu gibi yöremizin her türlü kültürel değerleri de her geçen gün giderek daha da fazla oranda kan kaybediyor. Eğer durum böyle giderse, geriye gelecek nesillerin görebileceği çok az şeyler kaldı. Araştırmalar boyunca havalin Tümülüs sanılarak tahrip edilen yerleşmelerinin önemini her seferimde anlatmaya çalıştım. Dahası bu gibi mekânlardan altın, gümüş gibi değerli metallerin çıkmayacağı konusunda bilgi vermeye uğraştım ise de bu konuda pekte etkili olduğumu söyleyemem. 
 
Diğer yandan işbu araştırmalarında, maddi-manevi her türlü desteklerini esirgemeyen, Mesudiye ilçesi esnaflarından Elektronikçi Sayın Cengiz Karaduman’a ve gene Elektronikçi Sayın Kemal Elikçi’ ye ne kadar teşekkür etsem bile azdır. İşin doğrusu, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadan araştırmaların renklenmesine vesile oldular. Eğer onların bu değerli katkıları olmasaydı, belki de bu araştırmalar çok eksik kalacaktı. Her türlü övgüye şayan bu vefalı kardeşlerimin emeklerini hiçbir inkâra mahal bırakmadan itiraf ederim.  
 
Yakın taraftan, bu araştırmalar boyunca bana büyük bir sabır içinde katlanan Eşim Fatma Karaduman’a, teşekkürü bir borç bilirim. Dahası bu gibi konularda bilişimli ve her türlü maddi-manevi desteklerini esirgemeyen,  oğlum Mehmet Nakip Karaduman’a, kızım Hatice İmran Faizoğlu’na, oğlum Oğuz Karaduman’a ve yeğenim aynı zamanda asistanım Fatih Karaduman’a ne kadar teşekkür etsem bile azdır.    
 
Ordu / Mesudiye Havzası civarında, bilimsel temellere dayalı ilk Yüzey Araştırmaları 1990 yılında Prof. Dr. Sayın Mehmet Özsait tarafından başlatıldı. Her türlü kısıtlı imkânlara rağmen, araştırmalarını 1990-1992 yılları arası ve en son 2003 yılında olmak üzere sürdürdü. İşbu incelemeler boyunca araştırma ekiplerine ben de eşlik edebilme şansına erişebildim. İşin doğrusu, beni aralarına kabul etmekle büyük bir nezaket gösterdiler.    Araştırmalar boyunca bu değerli üstadıma yeteri kadar rehberlik edebildiysem bundan büyük bir kıvanç duyarım. Tabi bu arada, bu gibi konularda kendilerinden çok şeyler öğrendim.  İşbu yöremizin araştırmalarında emeğini ve her türlü maddi-manevi katkılarını esirgemeyen Prof. Dr. Sayın Mehmet Özsait ile eşi Arkeolog Sayın Nesrin Özsait ve diğer ekip elemanı arkadaşlarına candan teşekkürü bir görev sayarım.    
 
Bu amatörce yaptığım araştırma sonuçlarım olumlu ya da olumsuz her türlü eleştiriye açıktır. İleride bu araştırma bulgularımı inceleme zahmetine katılanlara teşekkürü hemen şimdiden bir görev sayarım. Diğer yandan, Melet Havzasının bağrında rastlanmış her türlü kültürel değerlerin kötü emellere alet olmadan tarafıma edinimini sağlayarak, ülkemize kazandıran değerli hemşerilerimize şükranlarımı arz ederim.  
 
İşbu eserin her türlü neşriyatı aşamasında, 2012 yılı eylem planlarında, Melet’in tarihi ve kültürel değerlerine yer veren ve bu uğurda her türlü maddi-manevi desteklerini esirgemeyen, başta Mesudiye Dernekler Federasyonu (MESDEF) Genel Başkanı, Sayın Zekeriya Erdim olmak üzere, diğer Yönetim Kurulu arkadaşlarına da candan teşekkürü bir görev sayarım. 
 
Gene, bu eserle ilgili zaman zaman fikriyatına başvurduğum; Arkeoloji ve Sanat Yayınlarının yanı sıra Yurt genelinde bu gibi konularda çeşitli incelemeler yapmış ve ülkemizin marka sayılan değerlerinden,  Arkeolog-Editör Sayın üstadım Nezih Başgelen’ e şükranlarımı arz ederim. 
                
Daha önceleri bu araştırma bulgularımı bir kitap haline getirmeyi düşünmüyordum.  Sanırım bu durumu her seferde maddi imkânsızlıklar engelliyordu. Her şeyin mutlak sahibi biliyor ki, bu araştırmalar boyunca nefsim için hiç bir şey dilemedim. Her türlü olanaksızlıklara rağmen, gene de vebali altına girmiş olduğum bilgi ve bulguların benimle birlikte toprak olmasına razı olamadım. Böylece bu naçiz araştırma notlarımı nihayet yayınlayabilme noktasına varabildim. Hiç şüphesiz ki insanoğlu her an için şaşarda beşer yeter ki hataları en aza indirgemesini bilmek gerek. Öyle inanıyorum ki, bu kitapta olması olası hataları bizden sonraki araştırmacılar düzeltecek. Gerçi çok kısıtlı imkânlar içinde amatörce yapılan bu uğraşlardan bir başarı şansı beklenemez. Her şeye rağmen, bu kitabın doğrularından yanlışlarını çıkartacak olursak, geriye bir miktar doğru bakiyenin kalacağına inanıyorum. Oysa benim yaptığım iş, tarihi ve kültürel görünümü değiştirmek değildir. Tam aksine, çok somut kanıtlar bulmak ve doğrulara ulaşmaktır. Yoksa boş yere kürek çekip, dümen kırmanın hiçbir manası yoktur.  
                                                                                                                    
Her şeyin sahibi kısmeti nasip eylerse eğer, henüz hazırlık aşamasında olan diğer araştırma bulgularımın da yayınlanmasını vatana ve aziz milletimize hayırlı olmasını dilerim. İşbu araştırma dürtülerinin en büyük ilham kaynağını, Melet Havzasının ta ki özünden aldım. Bütün içtenlik duygularımla itiraf ederim ki bu naçiz araştırma kitabımı, Kara Melet’in dağına, taşına, toprağına ithaf ederim.     
 
 
İstanbul:  19.04.2010
Azmi KARADUMAN
Başa Dön