MELET HAVZASININ KÜLTÜR ENVANTERİNE
DEĞERLİ BİR KATKI ÜZERİNE
 
 
Nezih BAŞGELEN
Arkeolog – Editör
Arkeoloji ve Sanat Yayınları
(özgeçmişi aşağıdadır)
 
 
Mesudiye, 1.180 kilometrekarelik yüzölçümü ile Ordu’nun en büyük, nüfusu açısından ise en küçük ilçesi olan Mesudiye;  güneyinde Koyulhisar (Sivas), doğusunda Şebinkarahisar (Giresun), batısında Reşadiye (Tokat), kuzeyinde Ordu’nun Merkez, Ulubey, Gölköy ve Kabadüz ilçeleriyle çevrilidir.
 
Giresun Dağları’nın batı, Canik Dağları’nın doğu uzantılarının biçimlendirdiği Mesudiye ortalama yüksekliği 1.065 m olan dağlık bir ilçemizdir. Doruğu ilçe sınırları dışında kalan Karagöl Dağı ilçenin doğu kesimindeki Aşut Tepesi’nde 2.569 m’ye ulaşmaktadır.
 
Mesudiye topoğrafyasının karakteristik özelliklerinin başında Giresun Dağları’nın batısındaki Karagöl Dağı’nın güney yamaçlarındaki pınarların birleşmesiyle oluşan ve denize kavuşuncaya kadar 126 km’lik bir alanı sulayan Melet Çayı gelmektedir. 165 km’lik uzunluğu ile Doğu Karadeniz ve Orta Karadeniz bölümleri arasında sınır oluşturan Melet, Ordu kentinin doğusunda Karadeniz’e dökülmektedir.
 
Sivas ile Ordu arasında İç Anadolu ile Karadeniz kıyısını Harçbeli Geçidi’ni (1.940 m) aşarak bağlayan tarihi bir yol hattının doğusunda kurulmuştur.
 
Osmanlı Dönemi’nde Milas olarak anılan yöre,  Sivas Vilayeti’nin Karahisar-ı Şarkî Sancağı’na bağlı bir kaza merkezidir. Kazanın o dönemdeki merkezi, bugünkü Üçyol (eski Milas) Beldesidir. Mesudiye Kasabası’nın bugünkü yeri ise o dönemde burada her hafta pazar kurulmasından dolayı Pazar olarak anılan mevkidir.  1878’de kaza merkezi Pazar’a taşınarak hükümet binası, kışla, cami ve hanlar yaptırılmıştır. Bundan sonra Hamidiye adıyla anılan kaza merkezinin adı 1908’de Mesudiye olarak değiştirilmiş, 1933 yılında Ordu’ya bağlanmıştır. Belediyesi 1885 yılında kurulmuştur. Üçyol, Topçam ve Yeşilce beldelerine bağlı toplam 57 köyü vardır.
 
Şemseddin Sami, ünlü Kamus ül-Alam isimli eserinde, XIX. yüzyıl sonlarında, Mesudiye’yi (o zamanki adıyla Hamidiye’yi) anlatırken; Sivas Vilayeti, Karahisar-ı Şarkı Sancağı’na bağlı kaza merkezi olan Mesudiye’nin, eskiden Milas adıyla anıldığını ve kazanın birçok yerinde bakır, demir ve kurşun madenlerinin işletildiğini belirtmektedir. Mesudiye’nin genelinde, bu eski maden ocaklarından kalma galeri kalıntılarının, demir elde edilen ocaklarının ve cüruf döküntülerinin olduğu bilinmektedir. Ordu yöresinin İlk Tunç Çağı’ndan itibaren yaygın yerleşimlere sahne olduğu,  Mesudiye sınırları içindeki eski yerleşim merkezlerinin kurulmasında buralardaki madenciliğin büyük bir etkisinin olduğu anlaşılmaktadır.
 
Nitekim Prof. Dr. Mehmet Özsait, eşi Arkeolog Nesrin Özsait ile birlikte 1990–2003 arasında beş sezon Mesudiye’de gerçekleştirdiği araştırmalarda; bölgenin, Kalkolitik Çağ’dan itibaren İlk Tunç Çağı’nda, Demir Çağı’nda, Hellenistik ve Roma Çağı’nda da yoğun olarak yerleşimlere sahne olduğu görülmüştür.
 
Köykent bölgesinde Esatlı Köyü yakınında vadiye hâkim kayalık bir sırtta, çeşitli kayaüstü resimleri bulunmaktadır. Bu resimlerde insanlar, süvariler, çeşitli stilize hayvanlar, sarmal motifler, av ve tuzak sahneleri, güneş, gemi (?),  ejder figürleri dikkati çekmektedir. Esatlı’ da, gerek resimlerle bağlantılı gerekse bağımsız olarak kazınmış çok sayıda yazıt da bulunmaktadır. Ayrıntılı olarak belgelediğimiz* bu ilginç resim ve yazılar, ilk kez Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nin 2003‘te yayınlanan 115-117. sayısında tarafımızdan bilim dünyasına duyurulmuştur.
 
Karadeniz’i çevreleyen coğrafyada, Kafkaslar’da, Kırım’da ve Balkanlar’da benzerlerine rastlanan bu tarz kayaüstü resimlerinin ve yazıtlarının doğru tanıtımı yapılabilinirse bu bulgu Mesudiye’yi bir ilgi merkezi haline getirebilir. Bu açıdan, resimlerin titizlikle korunmasının ve uzmanlarınca değerlendirilerek tanıtılmasının önemini bir kez daha burada da belirtmek isterim.
 
İlçe merkezinin 6 km kuzeydoğusundaki Kaleköy’ün hemen yakınında yer alan bir sırtın üzerindeki kale ve çevresindeki eserler, yöre tarihi ve turizmi açısından oldukça ilginçtir. 15. yüzyılda Hacı Emir Oğulları zamanından kaldığı düşünülen bu kale; namazgâh, kümbet ve mezarlarıyla Anadolu Türk-İslam sanatı açısından titizlikle korunması gereken önemli eserlerdir.
 
Mesudiye’nin gerek köylerinde gerekse yaylalardaki yerleşimlerinde geleneksel sivil mimarinin yöresel özgün örnekleri halen görülebilmektedir. Yukarı Gökçe’deki köy evleri, Köykent alanındaki köylerin kütük evleri bunlara iyi birer örnektir. Geleneksel mimarinin ve doğal peyzajın korunması açısından, Yeşilce Belediyesinin uygulamaları ülke çapında tanınmış ve övgü almıştır. Mesudiye’nin içinde, Kışla Mahallesi’ndeki geçtiğimiz yıl onarılan eski kilise, mimarisi bölgeye has özellikler gösteren, güzel bir taş işçiliği olan bir yapıdır.
 
Mesudiye Yöresi botanik açısından dünya çapında tanınan ve araştırılan önemli bir çeşitliliğe sahiptir. Bölgenin turizmine katkıda bulunabilecek bir doğal miras da Dayılı’daki Çığ Göl’dür. İnsana sonsuz bir huzur veren bu göl Mesudiye’nin yöreye has bir doğal çevre değeridir.
 
Melet havzasının ve özellikle de Mesudiye’nin kültür envanterinin tam anlamıyla oluşturulabilmesi açısından Azmi Karaduman’ın gerçekleştirdiği saha çalışmaları çerçevesinde oluşturduğu “Buluntular Işığında Melet’in Saklı Sırları I” adlı eseri bu yolda atılmış önemli bir adımdır.  Bölgede yapılacak bilimsel araştırmalara kaynak oluşturacak pek çok yeni yerleşimi ve ilginç bulgularını bizlere tanıtması açısından da değerli bir çalışmadır.
 
Bittel kırklı yıllarda Ordu kökenli ilginç maden buluntuları tanıtmış; altmışlı yıllarda Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten, Ünye’nin Yüceler Köyü, Cevizderesi sekilerinde Paleolitik taş aletler bulmuş; gene, Ünye’nin Tozkoparan Mevkii’nde yaptığı sondajda İlk Tunç Çağı’ndan, Kalkolitik ve Üst Paleolitik’e inen buluntular veren yerleşme tabakaları tespit etmiştir. Bunlar, arkeolojik açıdan bölgede yalnız olmaması gereken önemli bulgulardır. Bu açıdan, Karaduman’ın bu çalışmada tanıttığı bazı eserler; Kökten’in ve Özsait’in bölgedeki tespitlerini zenginleştirmektedir. Yeterli araştırma ve kazıların yapılamamasından dolayı Orta ve Doğu Karadeniz Bölgemizin kültür tarihinde bugüne değin büyük boşluklar olduğu görülüyordu. Bu çalışmada belgelenen Melet Havzası bulguları bu boşluğu dolduracak nitelikte olması açısından ayrıca önemlidir. 
 
Doğup büyüdüğü coğrafyanın geçmişini bilinçle merak edip,  bir saha çalışması disiplini içinde Melet Havzasına yönelik bir dizi monografik çalışmayı gerçekleştirmeyi amaçlayan Sayın Azmi Karaduman’ın bu örnek girişimini gönülden kutluyorum. Yurdumuzun gerek doğal gerekse tarihi miras açısından değerleri yeni, yeni tanınmaya başlayan Mesudiye’nin yapılacak araştırmalarla ülkemizin kültür tarihinde hak ettiği yeri almasını diliyorum.              
 
 
Nezih BAŞGELEN KİMDİR?       
1978'de konusunda ülkemizdeki ilk popüler yayın olan Arkeoloji ve Sanat Dergisi'ni çıkardı. Dört ayda bir yayınlanan derginin en son 138. sayısı çıkarılmıştır. 1982'de kurduğu Arkeoloji ve Sanat Yayınları'nda yurdumuzun zengin tarihi eserleri, eski uygarlıkları hakkında araştırma, inceleme, el kitapları, kataloglar, gezi rehberleri gibi 21 temel dizi üzerinden 400'e yakın başvuru eserinin yayımını gerçekleştirmiştir. 1986'da Türkiye'nin tarihi doğal ve turistik değerlerine dönük hizmet veren görsel doküman arşivini (Celsus Picture Library) oluşturdu. Çocuklara yönelik tarihi eserleri ve eski uygarlıkları sevdirmeyi amaçlayan eğitici boyama kitapları projesini başlattı. Ülkemiz insanına eski kentleri, antik harabeleri tarihi doğal mirasımızı sevdirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaçlayan kültür turlarını organize etti. Ülkemiz turizm programlarında yer almayan yörelerine binlerce kişiyi götürdü ve bilgilendirdi. Ülkemizin karakteristik zenginliğini oluşturan tarihi ve doğal değerlerin yok olmaması için mücadele etti. Yazdığı yazılar, verdiği konferanslar, yayınladığı kitaplar, düzenlediği etkinliklerle arkeolojinin ve eski eserlerin korunmasının ülkemiz kamuoyunda yer almasını sağladı. Bilimsel veriler ve tarihi kaynaklara dayandırarak 1970'li yıllarda Anadolu'nun en ucra köşelerine değin giderek gezi yazıları yayınladı. Yurt içinde ve yurt dışında arkeoloji ile ilgili toplantı ve etkinliklerde ülkemizi başarıyla temsil etti. Trakya ve Anadolu'da özellikle Doğu Anadolu'da yaptığı araştırmalar ve inceleme gezilerinde pek çok bilinmeyen kalıntı, anıt ve arkeolojik yerleşmeyi belgeleyerek bilim dünyasına tanıttı. Ülkemizin zengin kültürel mirasını sistematik bir şekilde fotoğraflarla belgeledi. Bu konuda saygın bir başvuru kaynağını oluşturdu.Türkiye ile ilgili eski seyahatname, resim, belge, kitap ve haritaları topladı. Arkeoloji, sanat tarihi, etnoğrafya, turizm, tarihi ve doğal çevrelerin korunması hakkında makale, proje olarak yayınlanmış bine yakın çalışması vardır.                                                                   
Başa Dön